YEKTA NUR
HOŞGELDİNİZ  
  Ana Sayfa
  Ziyaretçi Defteri
  İletişim
  KUTSİ 4. ALBÜM
  Anket
  => Kutsi Biyografisi(Hayatı)
  => YASEMİN ERGENE ve RESİMLERİ
  => KUTSİ VE ALDIĞI ÖDÜLLER
  => Kutsi Resimleri
  => Doktorlar Dizi Resimleri
  => ELA-LEVENT RESİMLERİ
  => CESARETİN VAR MI AŞKA DİZİSİ
  => Baba Ocağı Dizisi
  => Ünlüler
  => GRUPLAR
  => KUTSİ KONSER RESİMLERİ
  => KUTSİ RÖPORTAJLARI 41
  => KUTSİ RÖPORTAJLARI
  DOKTORLAR DİZİSİNDEN HABERLER
  ŞOK HABERRRR!!!
  DİZİLER
  KOROLAR ÇARPIŞIYOR
Ünlüler
-A- ALEX: Alex'in Biyografisi:
Benim futbolla olan bagim dogumumdan önceye uzanir aslinda.Babam, amcam, hatta annem bütün ailem futbolu cok severlerdi ve devamli beraber top oynamak için biraraya gelirlerdi.Çocuklugumda futbolu ya ailemle ya da sokakdetaki arkadaslarimla oynardim.Inanilmaz ama böyle basladi futbol kariyerim. Dokuz yasindayken bize yakin oturan ve Coritibada oynayan Silvio bana her Persembe kulüp tarafindan yapilan cocuklar testine katilmak isteyip-istemedigimi sordu.Ve bu fikir hosuma gitti ve nasil yapildigini görmek için gittim. O gün beni bir korku sardi.200 den fazla çocuk vardi orada ve onlarin arasinda en ufacik bir sansimin dahi olmadigini düsündüm.Çocuklar farkli takimlara bölünmüstü ve biz de bir takima konmustuk ancak buna futbol oynamaktan ziyade sadece oynamak demek daha uygun olur çünkü 10 dakika bile vakit yoktu futbol oynamaya. Oyundan sonra ben çikmak üzere hazirlanirken sinavi yönlendiren Miro hoca bana yaklasti ve AABB salon futboluna katilmak isteyip-istemedigimi sordu. Miro hoca evime kadar geldi,babamla konustu.Sahada oynamak için çok küçük oldugumdan dolayi, benim salonda oynamamin daha iyi olacagini söyledi.Ve sonra ne zaman ki yasim yeterli olunca, Coritibaya dönebilecegimi söyledi. Birkaç yil sonra , 1990 da Miro hoca hangi çocuklarin Brezilya çocuk sampiyonasinda , Coritiba adina katilacaklarina bakmak için AABB’yegitti. O zamanlar salon futbolu oynamayi tercih ediyordum, fakat gercek futbol takiminda bir yer de elde etmeye karar verdim.Ve basardim.çok güzel bir zamandi ,bir yandan AABB kupasi için yarislar devam ederdi bir yandan da bütün gün futbol oynardim: ögleden sonralari sahada ,aksamlari ise salonda top oynardim. Bu sekilde 1995’in basina kadar devam etti, ta ki , Coritiba alt yapidan egitimcin olan, Claduio Marques beni profesyoneller arasina almak istedigini ,ancak saha futboluyla , salon futbolu arasinda bir seçim yapmam gerektigini söyleyene kadar .Ve ben de gelecegimi düsündüm ve Coritiba sahalarinda oynamaya karar verdim.Nisan’a kadar istekle oynadim ta ki teknik adam Paulo César Carpegiani beni profesyonel sayana kadar. Benim profesyonel olarak oynamaya basladigim zamanda Coritiba takimi sampiyonlukta kötüydü ve Carpegiani ,benim gibi ,yeni genç oyunculara imkan tanimaya karar verdi.Ve takim kazanmaya basladi ,ve ikincilikle bitirdi.O vakitten itibaren ilkonbirdeki yerimi garanti ettim ve ayni teknik adam Lori Sandri idaresinde Brezilya ligi Seri A’ya yükseldik. İşte böylece benim kariyerim başlamış oldu.Sevinçle sunu diyebilirim ki, futbolda üzüntüden çok sevinçle karşılaştım ve bekliyorum ki daha fazla başarı elde edeyim çünkü futbol hayatıma son vereceğim günden çok uzaktayım. ARDA TURAN:
Kariyeri: Kulüp Kariyeri; İstanbul Esenyurt'ta doğmuştur. 9 yaşında Bayrampaşa Altıntepsispor'da futbola başlamıştır. Burada top tekniği ve mücadeleci yapısıyla dikkat çekmiş ve 12 yaşında Fatih Terim'in beğenisi ile Galatasaray altyapısına transfer edilmiştir. PAF takımında aralıksız olarak dört yıl forma giydikten sonra Gheorghe Hagi'nin teknik direktörlüğü döneminde 2004-05 sezonunda A takıma alınmıştır. Bu dönemde forma şansı bulamamış ve kiralık olarak bir sezonluğuna Zafer Şakar'la Vestel Manisaspor'a transfer olmuştur. 2005-2006 sezonunun sonunda Galatasaray'a geri dönmüş ve Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turunda FK Mlada Boleslav karşısında ilk maçta iki gol, bir asist kaydetmiştir. Kısa zamanda ilk 11'in değişmez ismi olan Arda Turan, UEFA Şampiyonlar Ligi'nde Bordeaux ve Liverpool karşısında çıktığı grup maçlarında UEFA tarafından maçın oyuncusu seçilmiştir. 4 Mayıs 2008 günü oynanan şampiyonlukta önemli Sivasspor maçında kariyerinin ilk hat-trick başarısını göstererek takımın sahadan 5-3 galip ayrılmasında önemli rol oynamıştır.[2] Milli Takım Kariyeri İlk kez çağrıldığı A millî Takımda, özel maçta Lüksemburg karşında forma giydi. Ayrıca ilk golünü 25 Mayıs 2008 de Uruguay'a kafayla atarak Türkiye 1-0 öne geçmiştir. 11 Haziran 2008 günü oynanan İsviçre - Türkiye maçında son dakikada galibiyet golünü atarak, UEFA tarafından maçın adamı seçilmiş ve dikkatleri üzerine çekmiştir.[3] Arda Turan, 15 Haziran 2008 tarihinde Türkiye - Çek Cumhuriyeti maçında takımının ilk golünü atarak galibiyette büyük pay sahibi olmuş ve Türkiye, EURO 2008'de Çeyrek Finale yükselmiştir. Arda Turan Türk Milli Futbol Takımı'nın EURO 2008'de Yarı finale yükselmesinde büyük pay sahibidir ama yarı final maçında ceza nedeniyle oynamamıştır. A Milli takımda 22 maçta toplam 3 golü vardır. Başarılar; Galatasaray Turkcell Süper Ligi: 1 (Süper Lig 2007-08)[4] UEFA Şampiyonlar Ligi ilk maçında "Maçın oyuncusu" (FC Bordeaux).[5] Türkiye Avrupa Futbol Şampiyonası maçın oyuncusu (2008) Turnuvadaki ilk maçı (İsviçre).[6] Milli Takım Golleri; NOT:Evsahibi olarak Türkiye baz alınmıştır. # Tarih Yer Rakip Skor Sonuç Turnuva 1. 25 Mayıs 2008 Bochum, Almanya Uruguay 1-0 2-3 Hazırlık 2. 11 Haziran 2008 Basel, İsviçre İsviçre 2-1 2-1 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası 3. 15 Haziran 2008 Cenevre, İsviçre Çek Cumhuriyeti 1-2 3-2 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası Referanslar; ^ Gürleyen, Bade (8 Haziran 2008). "6 saatte milli takımı tıraş ettim, boyun fıtığım azdı" (Türkçe dilinde). Milliyet. 2008-06-29 tarihinde erişildi. ^ Hürriyet Gazetesi - Maç raporu ^ UEFA.com - Maç raporu ^ NTVSpor - Galatasaray 2007/08 Şampiyonu ^ UEFA.com - FC Bordeaux Galatasaray maçı, Man of the match ^ UEFA.com - İsviçre Türkiye maçı, Man of the match -B- BENGÜ: Bengü 1979 yilinda Izmir'de dogdu. Müzikle faal anlamda ilk tanilmasi ilkokul yillarinda, Izmir Devlet Senfoni Orkestrasi ile oldu. Ortaokul ve liseyi okudugu Özel Izmir Amerikan Lisesi döneminde müzik çalismalari devam etti ve Izmir'de sahnelenen "Oliver Twist" muzikalinde basrol oynadi. Muzikal sirasinda tanistigi Izmir Devlet Konservatuari Genel Müdürü Müfit Bayrasa'dan bir yil boyunca san dersleri aldi. 1996 yilinda Müfit Bayrasa'nin bir bestesiyle Müyap ve Show TV tarafindan organize edilen POP SHOW 96' Sarki Yarismasi'nda ikinci oldu. Yarisma, jüride yer alan Kenan Dogulu ile tanismasina vesile oldu. Dogulu'nun albüm teklifi üzerine hem üniversite egitimini sürdürmek hem de album çalismalari için Istanbul'a yerleşti. Albüm çalismalari yaklasik üçbuçuk yil sürdü. Çalismalari devam ederken Bengü, üç yil Kenan Dogulu'ya vokal yapti. Ayrica albümün aranjörlügünü üstlenen Ozan Dogulu ile de çesitli çalismalarda yer aldi.Bengü, halen Marmara Üniversitesi Isletme Fakültesi 4. sinif ögrencisi. Ayni zamanda Akademi Istanbul-San Bölümü'nde müzik egitimini sürdürüyor. Temmuz 2000'de piyasaya çikan "Hos geldin" adli albümde, Kenan Dogulu ve Ozan Dogulu bestelerinin yani sira Sehrazat, Ümit Sayin, Ufuk Yildirim, Yildiz Tilbe, Yasar, Tugrul Odabasi, Emre Irmak gibi degerli sanatçilarin çalIŞmalari yer alıyor. Düzenlemeler ise Ozan Doğulu'ya ait...
Burak Kut: Burak Kut 1973-... 27 Ağustos 1973 tarihinde İstanbul'da doğdu. Müziğe Çapa Ortaokulu'na gittiği yıllarda okul orkestrasıyla birlikte yaptığı çalışmalarla başladı. Daha sonra Şehremini Lisesi'ne devam eden sanatçı, müzik derslerinin olmaması sebebiyle, ikinci senesinde olmasına rağmen oradan ayrılarak İstanbul Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi'ne başvurdu ve sınavlardan birincilikle geçerek okula girmeye hak kazandı. Sanatçı burada flüt ve piyano eğitimi aldı. Okul korosunun solistliğini üstlendiği lise yıllannda gerek kendi okulu, gerekse Kabataş Erkek Lisesi adına katıldığı yarışmalarda 3 yıl üstüste birinci oldu. Mezuniyeti sonrasında Peker Müzik'le anlaşarak ilk albümünü, "Benimle Oynama / Çılgınım" adıyla çıkardı. Hem müziği, hem de kişiliğiyle bir anda dikkatleri çeken ve Türkiye'nin "Bebetosu" lakabı yakıştırılan sanatçı, milyon barajına yakın bir tiraj elde eden bu albümün çıkışını takip eden iki sene içerisinde 300'e yakın konser verdi. Pek çok başarıyı beraberinde getiren bu albümle birlikte, o yıllarda Türkiye'de verilen hemen hemen bütün müzik ödüllerinin sahibi oldu. Ayrıca Avrupa "MTV Local Hero" ödülünü de kazandı. İkinci albümü "Nereden Geldim, Nerelere Gideceğim" ile kendini daha da geliştirdi ve söz ve beste yazmaya ağırlık verdi. "Yaşandı Bitti" isimli parçasına New York' da çekilen klip büyük ses getirdi. Bu arada albüm çalışmalarının dışında da müzik etkinliklerini sürdüren sanatçı; Sarah Brightman'la düet yaptı. "Notre Dame'ın Kamburu" isimli filmin hem müziğini seslendirdi, hem de seslendirmesini gerçekleştirdi. Aynı projeyi Yunanistan'da yapan ünlü Yunanlı şarkıcı Sakis Rouvas ile düet yaptı ve Kıbrıs -Yeşil Hatta birlikte verdikleri konser ile Abdi İpekçi Barış Ödülü'ne layık görüldü. Bu yoğun etkinliklerden sonra tüm söz ve besteleri kendisine ait olan 3. albümü "Küçük Prens" i kendi şirketinden çıkaran Burak Kut, bundan sonraki müzik yaşamına yeni anlaşma imzaladığı Unıversal Müzik'te devam etme kararı aldı.
-C,Ç- CARLOS:


Biyografiler » Roberto Carlos Roberto Carlos 10.Nisan.1973 Garça, São Paulo, Brezilya Futbolcu Roberto Carlos 1973-... Brezilya'nın son yıllarda yetiştirdiği en iyi oyunculardan biri olarak görülmektedir. Hakkında tüm zamanların en iyi sol ayağına sahip olduğu yönünde değerlendirmeler vardır. Otoriteler tarafından dünyanın en profesyonel ve soğukkanlı futbolcularından birisi olarak görülen oyuncu, adrese teslim ortaları ve uzaktan golleriyle tanınmaktadır. Uzun taç atışları kullanabilmesi bir diğer önemli özelliği olan Carlos'un, 1997 yılında Fransa Milli Futbol Takımı'na attığı frikik golü kariyeri açısından oldukça önemli olmuştur. Defans oyuncuları içinde en yüksek reklam gelirine sahip futbolculardan birisi olan oyuncu, 2007-2008 sezonunda Fenerbahçe ile 2 yıllık sözleşme imzalamıştır. Gerçek adı Roberto Carlos da Silva olan futbolcu, 10 Nisan 1973'te São Paulo, Brezilya'da doğdu. Futbola ilk adımını 1990 yılında Sao Paulo bölgesi takımlarından Araras'ta atan Carlos, 14 yaşındayken A Takım'a yükseldi. 16 yaşında Brezilya'nın yirmi yaş altı Milli Takımı’na giren Roberto, 18 yaşında ise Palmeiras takımında yıldızı parladıktan sonra milli takıma geçti. Başarılı oyunuyla dikkat çeken oyuncu, daha sonra Avrupa'nın en büyük kulüplerinden biri olan Inter Milan'a transfer oldu. Inter Milan'da ön libero olarak görev alan Carlos, geçirdiği başarılı sezondan sonra onbir yıl boyunca formasını giyeceği Real Madrid'e transfer oldu. Bu Real Madrid'in tarihinde bir ilkti. Zira hiçbir yabancı oyuncu bu kadar uzun süre görev almamıştı. 2 Ağustos 2005'te İspanyol vatandaşlığı da alan oyuncu bu sayede Real Madrid’te Avrupalı futbolcu statüsünde forma giymeye başladı ve takımının da açılan kontenjan ile milli takımdan arkadaşı Robinho’yu almasını sağladı. 2006-2007 sezonunda Fabio Capello’nun Real Madrid’in başına gelmesiyle kulüpten ayrılacağına kesin gözüyle bakılan Roberto Carlos’un bu sezonda oyunda kalma süresinde düşüş gözlendi. Şampiyonlar Ligi’nde Bayern Münih ile yapılan maçta Roy Makaay’ın kaydettiği ve turnuvanın en erken golü olan sayıda, hatası olduğu gerekçesiyle eleştirilere maruz kaldı. Roberto Carlos, 9 Mart 2007’de yaptığı açıklamada sayısız başarılara imza attığı Real Madrid ile kontrat yenilemeyeceğini duyurmasının ardından 6 Haziran 2007'de Fenerbahçe'ye trasnfer oldu. Her zaman taraftarıyla yakın ilişkiler kuran Carlos, sol kanatın sayılı isimlerinden biri olduğunu sayısız kez kanıtlamıştır. Bir defans oyuncusu olmasına rağmen agresif futbolu benimsemiş, hızı, temposu, tekniği, ani deparları, atağa katkısı, attığı serbest vuruş golleri, isabetli ortalar ve uzak mesafe golleriyle akıllarda yer etmiştir. CEZA: Gerçek adı Bilgin Özçalkan olan rap müzik sanatçısı. 1977 yılında İstanbul'un Üsküdar ilçesinde doğdu. Rap müziğe olan ilgisi ilkokul yıllarında sıra arkadaşından ödünç aldığı kasetlerle başladı. Daha önce Fatalrhymer lakabını kullanan Ceza, katıldığı hiphop partilerinde ve freestyle rap yarışmlarında birinci olduktan sonra diğer yarışmacılar tarafından "Cezamız" olarak çağrılınca, lakabını Ceza olarak değiştirdi. Gençlik yıllarında, çeşitli projelerde yer alan Ceza, 1998 yılında Dr. Fuchs ile bir araya gelerek Nefret'i kurdu. Daha sonra kendi çabalarıyla yaptıkları deneme kayıtları sonrasında Yeraltı Operasyonu isimli toplama Türkçe Rap albümünde yer aldılar. Yeraltı Operasyonu'nda en çok ilgi çeken grup olan Nefret, kısa bir süre sonra Hammer Müzik ile anlaşarak ilk albümü Meclis-i Ala İstanbul'u yayımladı. Albümün hit parçası İstanbul için çekilen video klip birçok yerel ve ulusal televizyon kanalında yayınlandı. Albüm sonrası Türk ve Yabancı basından olumlu eleştiriler alan Nefret; H2000, J&B Dance Festivali ve Avrupa Müzik Festivali gibi büyük organizasyonlarda sahne aldı. Meclis-i Ala İstanbul albümleri Hammer Müzik�;;;;;;;;;;;;;in distribütörleri tarafından Türkiye ile aynı anda Avrupa�;;;;;;;;;;;;;da da piyasaya sürüldü. Özellikle Türkçe Rap�;;;;;;;;;;;;;in büyük ilgi gördüğü Almanya�;;;;;;;;;;;;;da, Türkiye�;;;;;;;;;;;;;den çıkan bir grup için yüksek bir satış rakamına ulaştı. İkinci albümleri Anahtar için İstanbul�;;;;;;;;;;;;;da Digital Mix stüdyosunda kayıda giren Nefret, çalışmalarını 2001 yılının Temmuz ayında tamamladı. Cartel grubundan Erci E, Wu Tang Clan için yaptığı düetler ile büyük isim yapan Bektaş, Megalomaniax grubundan Kader K ve Gerçek Kal albümüyle adından söz ettiren Fresh B�;;;;;;;;;;;;;nin de konuk olduğu albümde scratchler Almanya�;;;;;;;;;;;;;nın ünlü DJ�;;;;;;;;;;;;;leri DJ Rocky ve DJ Ness tarafından atıldı. Türkiye�;;;;;;;;;;;;;de yaşanan ekonomik kriz ve Dr. Fuchs�;;;;;;;;;;;;;un ani şekilde askere gitmesi sonucu istenilen promosyonun yapılamamasına rağmen Anahtar çok yüksek bir satış rakamına ulaştı ve Nefret�;;;;;;;;;;;;;in Türkiye�;;;;;;;;;;;;;nin en çok satan ve Dünya�;;;;;;;;;;;;;da en çok tanınan Türkçe rap grubu olmasını sağladı. Dr. Fuchs�;;;;;;;;;;;;;un askere gitmesinin üzerine, Ceza uzun süredir üzerinde çalıştığı, solo albüm projesine hız verdi. Prodüktör olarak Silahsız Kuvvet�;;;;;;;;;;;;;ten DJ Mic Check�;;;;;;;;;;;;;i seçen Ceza, ilk solo albümü Med Cezir'in kayıtlarını Kuvvet Mira ve Digitalmix stüdyolarında gerçekleştirdi. Solo albüm çalışmaları devam ederken Türkiye�;;;;;;;;;;;;;de pek çok konser veren Ceza, 2002�;;;;;;;;;;;;;nin Mart ayında ilk yurtdışı konserini de İsveç�;;;;;;;;;;;;;te gerçekleştirdi. İsveç�;;;;;;;;;;;;;te yaşayan Türklerin yanısıra İsveç�;;;;;;;;;;;;;li müzikseverlerinde yoğun ilgi gösterdiği konser çok başarılı geçti. Ceza, İsveç seyahatinde ayrıca İsveç�;;;;;;;;;;;;;in en önemli hiphop gruplarından Fjarde Varlden ile birlikte bir parça kaydetti. Bu parça Fjarde Varlden�;;;;;;;;;;;;;in Tamam adlı single�;;;;;;;;;;;;;ında yeraldı ve İsveç�;;;;;;;;;;;;;te CD ve LP olarak piyasaya çıktı. Haziran 2002�;;;;;;;;;;;;;de Med Cezir piyasaya çıktı. Albüme adını veren Med Cezir parçasına daha önce Levent Yüksel, Mirkelam gibi sanatçılara çektiği video kliplerle ünlenen yönetmen Murad Küçük tarafından profesyonel bir video klip çekildi. Klip müzik kanallarında dönerken, Ceza ayrıca ulusal kanallarda haber bültenlerine ve çeşitli televizyon programlarına konuk oldu. Tüm günlük gazeteler ve aylık dergiler özel röportajlarla yer verdiler. Albüm sonrasında Türkiye�;;;;;;;;;;;;;nin dört bir yanında konserler veren ve H2000, RockIstanbul gibi öenmli organizasyonlarda yer alan Ceza, ayrıca yurtdışında Almanya, Hollanda, İsveç, Norveç, Belçika gibi ülkelerde sahne aldı. Ceza, Mart ayında Mitsubishi Lancer için bir radyo reklamını seslendirerek tekrar gündeme geldi. Reklamın çektiği büyük ilgi üzerine devam bölümleride kaydedildi. Ağustos 2004'te Rapstar adlı ikinci albümünü çıkardı. Albüm bir önceki albümlerinde olduğu gibi Hammer Müzik tarafından yayımlandı. Albümün prodüktörlüğüne ise DJ Mic Check getirildi. Ceza, bu albümde kız kardeşi Ayben, Fjarde Varlden, Dr. Fuchs, Sagopa Kajmer, Sahtiyan, Fuat gibi birçok rap sanatçısıyla düet yapmıştır. Bu albüm 150.000 satarak en çok satan albümler arasına girmeyi başarmıştır. 2005 yılında Fatih Akın'ın yönettiği İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek adlı filmde kendisini canlandırdı. Bu filmde Ceza, Holocaust adlı parçayı canlı olarak seslendirdi. Üçüncü albümün hazırlıklarını yapan Ceza; Candan Erçetin, Mercan Dede ve Burcu Güneş�;;;;;;;;;;;;;in albümleri içinde düetler kaydetti ve bu düetlerle de ses getirdi. Üçüncü albümünden önce Nisan 2006'da Hammer Müzik'ten "Feyz Al" isimli single'ı ile tekrardan ilgileri üzerine çekerek çıkacak albüm hakkında da bize bilgi verdi. Ve Yerli Plaka isimli üçüncü albümünü de 29 Ağustos 2006'da çıkararak büyük bir yükseliş gerçekleştirdi. 17 Parçalık bu albümde Sezen Aksu ile "Gelsin Hayat Bildiği Gibi" parçasını seslendirdi ve yükselişte bu parça da önemli bir rol oynadı. Albümde ayrıca yurtdısından Tech N9ne (ABD), Samy Deluxe (Almanya), Afrob (Almanya), Eko Fresh (Almanya), Killa Hakan (Almanya) gibi önemli isimler ile birlikte Türkiye'den de Ayben, Sahtiyan, Yener, Alaturka Mavzer, Mihenk Tası, Emre konuk olarak yer alıyor -D- DOĞUŞ: 1974 yılının 30 Haziran günü Almanya'da bir yaşam daha başlıyor. Aslen Rize İkizdereli olan bu küçük varlık, büyüdükçe anne ve babası arasındaki anlaşmazlıklar da geçen yıllarla beraber büyüyor. Ve Doğuş iki yaşındayken kaçınılmaz son "ayrılık" bir gün aileyi derinden sarsıyor. Fakat bir süre sonra anne ve baba belki çocuklarının, belki de yıllar önce birbirlerine duydukları aşkın hatırına yeniden bir araya geliyorlar. Aile, ilk iş olarak kendilerine uğursuzluk getirdiğine inandıkları Almanya'dan apar topar Türkiye'ye dönüyor. Yüreklerinde bir umut; vatanlarında her şeyin iyiye gideceğine, acı vatanın, gurbetin üzerlerine yağdırdığı mutsuzluklardan kurtulabileceklerini düşünüyorlar. Ama umutlar gerçekleşmiyor. Türkiye'de bu aile ocağının tütmesini sağlamıyor. Anne başka bir yaşamda, baba bilinmezlikte kaybolup gidiyor.Doğuş için de bambaşka bir dünyanın "yetiştirme yurdunun" kapıları açılıyor. Yetiştirme yurdunda geçen bir yıl boyunca onu evlat edinmek isteyenler oluyor. Ama o şiddetle reddediyor. "Hayır, bir gün annem gelip beni alacak" haykırışları dolduruyor müdürün odasını. Annesi ise hiç gelmiyor. Onun küçücük yüreğinin hasretle çırpışını hiç duymuyor. Ve bir gün babaannesi gelip onu buluyor. Sevgiyle bağrına basıyor. Babası ve annesi için ise "öldüler" diyor. Doğuş, babaannesine büyük bir sevgi ile bağlanıyor. Ta ki bir gün annesi çıkıp gelinceye değin... Doğuş o günleri şöyle anlatıyor; "Bir gün annem çıkageldi. Beni sevgiyle kucaklıyordu. İnanılır gibi değildi. Ben de onu sevgiyle kucakladım. Ona ağlayarak öyle sıkıca sarıldım ki sanki kasılıp kaldım. Bir süre annem ziyaretlerime gelmeye devam etti. Onu her gördüğümde daha çok bağlanıyor ve onu daha çok seviyordum. O benim annemdi. Yıllarca yokluğunu hissettiğim, sıcacık kucaklamasına hasret olduğum annem... Ama çok geçmeden annemin ziyaretleri seyrekleşti. Ve bir süre sonra artık hiç ziyaretlerime gelmez oldu. Tam ona alışmışken, tam benim de annem var diye içim içime sevinçten sığmazken o beni bir kez daha terk etmişti. Çocuk yüreğim müthiş bir kırılganlıkla sarsıldı ve öyle çok acıdı ki... Sonradan bu acı, annemi bulmak ve ona sarılıp bir daha hiç bırakmamak saplantısı halini aldı. 9 yaşındaydım, ilk kez evden kaçtım. Gece gündüz sokak sokak geziyor ve annemi arıyordum. Ruhsal durumum tamamiyle bozulmuştu. Beni bulup yeniden babaanneme teslim ediyorlardı ama ben yine kaçıyordum. Babaannem gibi güzel ve sevecen insanı da o dönemde öylesine merakta bıraktım ki, o günleri düşününce vicdan azabı duyuyorum. Evden çok sık kaçıyordum. Artık eve dönmeme sürelerim de uzamaya başlamıştı.. Ev dar, sokaklarsa çok büyük görünüyordu gözüme. Sokaktaki insanlar bana aile gibi, hatta ailemden bile daha yakın geliyorlardı. Aç kalıyordum, ağlıyordum... Üstüm başım iyice sefilleşmişti. Ama annemi bulma umuduyla eve dönmüyordum. O yıllarda jeton satıyordum. Açtım ve parasızlıktan bakkaldan ekmek, süt çalıyordum. Kimi zaman trafik lambalarının önünde bekliyor, arabalara koşuyor, camları silmeye çalışıyordum. Ve arabaların içine mutlaka bakıyordum. Belki bir arabanın koltuğunda, bir gün annem oturuyor olacaktı. Beni görünce mutluluk içinde gülecek ve arabadan inip beni şefkatle kucaklayacaktı. Ben de onun kokusunu içime çekecek ve onun sıcaklığına sığınacaktım. Ama bu hayalim hiç gerçekleşmedi. Ve biliyorum ki hiç gerçekleşmeyecek de... Onun şimdi nerede olduğunu biliyorum. Ama ona karşı öylesine katılaştım ki ve ona olan sevgim öylesine derine gömüldü ki şimdi ben bile bulamıyorum. Altı kardeşimin hepsine baktı. Bir tek ben mi fazla geldim ki beni bırakıp gitti. Gerçi bir söz vardır "Anneniz size ne yaparsa yapsın, sizi 9 ay karnında taşıdığı için onu 40 yıl sırtınızda taşısanız hakkını ödeyemezsiniz" der ama şu an için elimde değil onu affetmek." Bir söz vardır "Babalar içten, sıcacık bir kucaklamanın, çocuklarının yüreklerindeki bütün yaraları iyi edeceğini bilirler..." Doğuş'un babası da bunu mutlaka biliyor olmalıydı ama o da onu kucaklamayı değil, bırakıp gitmeyi tercih etmişti. Doğuş için hiçbir zaman ellerini sımsıkı tutan ve kendini güvende hissettiren bir babası olmamıştı. Ve o babası için şu cümleleri hiç söyleyememişti; "Birlikte oynarken benimle çocuklaştığın, korunmam gerektiğinde devleştiğin için teşekkür ederim. Bir yudum su ve sonu uyku içinde yitip giden bir öykü. Oradasın. Her şey normal. Beni tehlikelerden koruyan, bana bu güven duygusunu, her zaman geri dönebileceğim bu rahat huzurlu yeri veren sensin...." Doğuş babası için asla bunu hissedememiş, babası onun hatıralarında koruyan, güven veren değil, onun güvenilmez sokaklara düşmesinin nedenlerinden biri olarak anılır olmuş. Anne ve babasından aldığı darbelerin ardından Doğuş kimliğini verirken artık şöyle söyler olmuş: Adı: Doğuş, Annesinin Adı: Sevgisizlik, Babasının Adı: Yalnızlık... Bu yalnızlık ve sevgisizlik içinde eriyip giderken Doğuş, sokaklara, sokakların kültürüne de uyum sağlıyor. Sokaklarda dört tane sıkı arkadaşı var. Onlar dışında sokaklarda kimseyle fazla yakınlık kurmuyor. Tiner koklayanlardan, uyuşturucu kullananlardan, hırsızlardan olabildiğince kaçıyor. O yıllarda Doğuş, her şeyden özellikle de insanlardan nefret ediyor. Soğuk kış gecelerinde, ışıkları yanan sıcak odalı evlere bakarken hissettiklerini Doğuş şöyle anlatıyor; "Neden ben burada üşürken onlar bu kadar mutlular, diye düşünüyor ve onlardan nefret ediyordum. Nefretle büyüdükçe, nefretim çoğalıyordu. Bana teselli veren tek şey şarkı söylemek ve dans etmekti. Ne zaman canım çok sıkılsa ya da çok mutlu olsam sokaklarda avazım çıktığı kadar şarkı söylüyordum. Özellikle de Sezen Aksu'nun "Masum Değiliz" şarkısını... Arkadaşlarım benimle dalga geçiyorlardı. "Şarkıcı ol bari" diyorlardı. Ben de olacağımı söyleyince kahkahalarla gülüyorlardı. Ben ise bir gün bir sanatçı olarak zirveye yerleşeceğime emindim." Bir gün Doğuş'un sokaktaki sıkı dostlarından biri, Murat aşık oluyor. Mutsuz bir aşk... O sokakların çocuğu, kız ise çok güzel ve varlıklı bir ailenin biricik kızı. Bir anlamda klasik Türk filmlerinin yaşama yansımış öykülerinden biri... Arkadaşı bu aşktan ötürü büyük bir acı çekiyor. Bir gün ikisi çimlerin üzerine uzanmış, gökyüzünü seyrederek sohbet ediyor ve acılarını paylaşıyorlar. Doğuş dalgın ve düşünceli. Arkadaşının çektiği acıyı anlatan bir şarkı söylemeye başlıyor; "Sabret yüreğim sabret/Sabret gelecek elbet/Uzanan bu elleri/Tutacak bir gün sabret..." "Sabret" onun ilk bestesi. Doğuş'a sanatçı kimliğini ortaya çıkmasını sağlıyor bu eser. Ve birbiri ardına Doğuş'un besteleri duygu dünyasından, gün ışığına çıkmaya başlıyor. Doğuş o döneme ait şarkılarında bir keresinde, "Korkma Biz Genciz" diyor ve ardından ekliyor "Çekerim ben acıyı dertleri/seveceksen beklerim ömür seni...", bir şarkısında ise, "Sensiz Ne Yaparım" diye soruyor ve yine cevabını veriyor, "Gece gündüz ağlarım/ Eğer sen cehennemliksen/ Senin için ben yanarım..." Bu eserlerle birlikte Doğuş, sokakların nefret dolu çocuğundan, tutku dolu bir aşık olma yönüne hızla yol almaya başlıyor. "İLK DEFA İNANIR OLDUM AŞKA" Doğuş artık sokakların 18 yaşındaki yakışıklı delikanlısı. Ve dört sıkı arkadaşı ile birlikte yeni bir tutku edinmişlerdi. Hafta boyunca zorluklarla kazandıkları paralarla üstlerine giysiler alıyorlar ve tutuyorlar disconun yolunu. Doğuş zaten dansa doğuştan yetenekli. Nerede müzik duysa başlıyor dans etmeye. Discolar onun için bulunmaz güzellikteki mekanlar oluyor. Delicesine dans ediyor. 1993 yılında bir gün discoda bir genç kız ile tanışıyor. Ve ilk defa inanır oluyor aşka... Bu genç kız hepimizin yakından tanıdığı bayan popçularımızdan biri. Siyah saçlarıyla, mavi lensli gözleriyle bizlere şarkısıyla "80 günde devri alem" yaptıran bir sanatçımız. Doğuş'a da acı dolu bir aşk turu attırıyor. Doğuş onun vokalistliğini ve dansçılığını yaparken bir yandan da ona tutku dolu bir aşkla bağlanıyor. Ama "sevgili" onu bir gün apansız, acılarla baş başa bırakarak gidiyor. Doğuş o günleri şöyle anlatıyor; "Onun reklamını yapmak istemediğim için ismini vermek istemiyorum. Ve bana yaptığı tüm kötülüklerden, aşkıma indirdiği darbeden, müzik yaşamımda bana köstek olmak amacıyla yaptıklarından sonra bile onun özünde minicik de olsa bir iyilik taşıdığına inanıyorum. Onun için özellikle beni terk edişinin ardından birçok beste yaptım. Mesela Gökhan Tepe'ye verdiğim "Aşk Belası"nı ona yazmıştım. "Gamsız"ı da onun için yazdım. Doğuş bu "gamsız sevgili" için daha bir çok beste üretiyor. Ve o çok tanınan şarkısında olduğu gibi soruyor "Ben sana ne yapmıştım?/Tek suçum/Seni çılgınca sevmekti..." Ama gamsız onu hiç duymuyor. O yeni kalpler yakıp ardından da "Güvendiğim dağlara kar yağdı" diyerek yoluna devam ediyor. Doğuş ağlıyor ama gamsız hiç karşısına çıkıp silmiyor gözyaşlarını... Ona hiç dönmüyor, tıpkı annesinin ve babasının yaptığı gibi... Doğuş yaşadığı acı veren duyguların etkisinden kurtulabilmek için kendisini yoğun bir çalışma temposunun içine atıyor. Emel'e vokal yapıyor. Dans ediyor. Bu arada "babam" dediği İskender Ulus'la tanışıyor. Bu babacan insan Doğuş'a hasret olduğu şefkati büyük bir cömertlikle sunuyor. Onun içinde bulunduğu bunalımdan çıkmasına, ruhundaki fırtınaları dindirmesine yardımcı oluyor. Bir anlamda Doğuş, İskender Ulus'la tanıştıktan sonra yeniden doğuyor. Zaten asla söylemek istemediği öldü saydığı eski adını da bu dönemde bırakıyor ve "Doğuş" adını alıyor. Doğuş'un çocukluğundan beri en dikkat çekici özelliklerinden biri gözlerindeki sürmeler. Çocukluğundan beri Doğuş, her aynaya bakışında gözlerine kendisinin bile hayret ettiğini söylüyor. Kendinden sürmeli gözlerinde güneşin yedi rengi var. Doğuş'un gözlerine duyduğu hayret, bir gün Mısır'ın efsanevi kraliçesi, Firavun Aheton'un karısı Nefertiti'nin resmini gördüğünde bir kat daha artıyor. Çünkü Nefertiti'nin gözleri de tıpkı Doğuşunkiler gibi... Kocasının kurduğu Aton dilinin ateşli savunucusu olan fakat hükümdarlığının 12. yılında kocasının gözünden düşerek güç kaybeden bu ünlü kraliçenin kendine olan benzerliğini keşfetmesinin ardından Doğuş, Nefertiti'ye karşı bir yakınlık duyuyor. Onunla ilgili ne bulursa okuyor. Okudukça güneşin imparatorluğunun insanlara duyduğu ilgi ve bağlılık da artıyor. Doğuş, bugün Firavunlar soyundan geldiğine inanıyor. Boynundan Nefertiti'nin bir resminden kopya edilen gümüş kolyeyi hiç çıkarmıyor ve Nefertiti'nin ruhunun onun koruyucusu olduğuna inanıyor. Ve bazı geceler uykusunda duyduğu seslere uyanıyor. Bu uyanışlarının nedenini Doğuş şöyle anlatıyor; "Kimi zaman rüyalarımda kendimi eski Mısır'da görüyorum. Çöl ve piramitler var... Koruyucu ruhum olduğuna inandığım Nefertiti yanımda. Birden bir ses zevreyi dolduruyor Sun of the Son..."Kalabalık bana "güneşin oğlu" diye bağırıyor. Uyanıyorum. Bu rüyayı çok sık görüyorum ve her defasında çok etkileniyorum. Beni Mısır'a, piramitlere çeken bir güç var sanki. Bir gün mutlaka oraya gideceğim. Ve oraya gittiğimde ya çok iyi duruma geleceğim ya da düşüşe geçeceğim, bilemiyorum. Ama sonuç ne olursa olsun mutlaka gideceğim"... Doğuş bugün çocukların ve hayvanların ağlamasına dayanamıyor. Geldiği sokakların yeni çocuklarına da kucak açmış durumda. Onlardan güvendiği, inandığı çocuklara sahip çıkıyor. Bakım, eğitimini üstleniyor. Ve bir gün mutlaka dev bir bina yaptırarak bu binada birçok sokak çocuğunu barındıracağını söylüyor. Gelen çocukların bu binadan bir meslek sahibi olmadan çıkmayacaklarını da özellikle belirtiyor. Onun sokaklardaki üç sıkı dostu da bugün artık mutluluğu bulmuş durumdalar. "Sabret " parçasını bestelediği Murat'ın bu parçaya konu olan sevgilisiyle mutlu bir evliliği var. Arkadaşlarından biri yurt dışında işçi olarak girdiği fabrikada da adeta tırnaklarıyla tutunarak yükselmiş ve bugün o fabrikanın müdür koltuğunda oturuyor. Diğeri ise kendisini evlatlık olarak alan çok zengin bir ailenin yanında eğitimine devam ediyor. Doğuş dünya çapında bir star olma düşüncesinde. Bu nedenle İngilizce ve Almanca öğreniyor. Ve bu konuda şöyle diyor: "Her zaman bir hedefim vardı; bir gün sanat camiasına girip zirveye tırmanmak. Şu an bu amacıma yavaş fakat emin ilerlemekteyim. Henüz emekleme dönemindeyim. Bir gün bu camiada en yüksek zirve neredeyse oraya çıkacağım. Allah'ın bu gücü bana verdiğine inanıyorum." Meslek:Şarkıcı. -E- EMRE ALTUĞ:

1970-... Emre Altuğ, 14 Nisan 1970 tarihinde ev hanımı anne ve diş hekimi babanın 2. oğlu olarak İstanbul'da dünyaya geldi. Çocukluğu Levent ve Akatlar' da geçti. İlkokulu Şair Behçet Kemal Çağlar İlköğretim Okulu'nda bitiren Altuğ, eğitim hayatına Şişli Terakki Lisesinde devam etti. Ortaokuldan itibaren tüm ilgisi koro, gitar ve tiyatroya yönelen Emre Altuğ, liseden mezun olduktan sonra İstanbul Devlet Konservatuarı Tiyatro bölümüne girdi. 90'lı yıllarda, dönemin ünlü sanatçıları olan Sezen Aksu, Nilüfer, Sertab Erener, Levent Yüksel gibi isimlerle vokalistlik yapmaya başladı. Vokallik yaptığı sırada tiyatrodan da uzak kalmayan Altuğ, o dönem 3 sezon boyunca Haldun Dormen tiyatrosu'nda çeşitli oyunlarda rol aldı. 2000 yılı tiyatro sezonunda Haldun Dormen tarafından sahnelenen, başlıca rollerinde Perihan Savaş, Selçuk Yöntem, Bülent Kayabaş, Nilgün Belgün'ün yer aldığı geniş bir kadroya sahip olan "Bir Kış Öyküsü" müzikalinde oynadı. 1998 yılında Topkapı Müzik'le ilk albümünü yapmak üzere anlaştı. İki yıl süren çalışma sonunda "İbret-i Alem" ortaya çıktı. "İbret-i Alem"in 1999 yılındaki başarısyla beraber, 100'den fazla konser verdi. Şırnak, Silopi'de verdiği konserle ilk konser veren sanatçı ünvanını kazandı. İlk albümünün ardından Mustafa Uğurlu ve Arzu Yanardağ'ın oynadığı "Asansör" filminde rol aldı. Ayrıca "Asansör" film müzikleri albümünde söz, müzik ve yorumu kendine ait olan şarkılarla yer aldı. Sonraları eski Türk filmlerinin yeniden çekilmesi projesinde rol alan sanatçı, "Ağaçlar Ayakta Ölür" ve "Halk Çocuğu" gibi filmlerde oynadı. Askerliğini 2001 yılında Zonguldak'ta yaptı. Askerliğinin ardından Aralık 2002 de vizyona giren "Kolay Para" adlı sinema filminde başrolü Mustafa Uğurlu ve Şebnem Dönmez'le paylaştı. 21 Şubat 2003'de "Sıcak" adlı ikinci albümünü, 2004 yılında da "Dudak Dudağa" adlı üçüncü albümünü çıkardı.
-G- GRUP 4X4 Bugüne kadar enstrümanları ile tanınan dört müzisyenin bir araya gelmesi ile oluşan bir Rock grubu “dört x dört”… Gitar ve vokalde Deniz Tuzcuoğlu gitarda Göktuğ Şenkal bas gitarda Burak Kulaksızoğlu ve davulda Arbak Dal’ın yer aldığı “dört x dört” duruşlarıyla Rock müziğine yeni bir soluk getiriyorlar. Onbir şarkının yer aldığı albümde enstrümanlarının yanında söz ve besteleri ile de seslenen “dört X dört” “alternatif arayışlar yüzünden gerçeğinden uzaklaşılan Rock müziğinin saf sade ve de en sert haliyle ama yaşadığı çevreden kopmadan müzik yapmayı hedeflediklerini” söylüyor… Hedeflerinde onlara yardımcı olacak tek şey ise her birinin ardında bıraktığı binlerle ifade edilen canlı performanslarındaki enerjileri ve tecrübeleri. Yıllardır sahne performanslarıyla Rock müziğinin bilinen isimleri İndians Badluck Teoman Demir Demirkan ile birlikte çalışan grup elemanları “HAYIR” adını verdikleri ilk albümleri ile sesleniyorlar dinleyenlerine…
Dört X Dört: Sahnede Olmamız Lazım "4X4’ün misyonu yoktur. Ama grup üyelerinin misyonu vardır. Bize çubuğunu verir misin diyen bir çocuğa bunun baget olduğunu ve ne işe yaradığını anlatmak durumundayız.” diye başlıyorlar söze. Türk rock müziğini şekillendiren isimlerle 15 yıl çalıştıktan sonra bir araya gelen 4X4 üyeleri, Billboard’a ilk albümleri “Hayır”ı anlatırken 16 kişiye bedel bir tecrübeye sahip olmalarına rağmen çocuklar gibi heyecanlıydı. Grup sahneye çıkmakla ilgili ilginç bir benzetme de yaptı “Bizim için sahneye çıkmak, adeta komadan çıkmak gibi bir şey.” Röportaj: Ömer ACAR (Billboard Türkiye- Şubat 2008) Kendinizi müzik piyasasında nereye koyuyorsunuz? Deniz: Bir dönem Türkiye’de rock yapıyoruz demek tu kaka olmuştu. Herkes alternatif rock yapıyoruz diyordu. Sanki zamanında Diolar, Black Sabbathlar buradan çıkmış da alternatifini üretiyorlarmış gibi. Oysa biz klasik anlamda “rock yapıyoruz” ve bununda en saf, en sade halinin sert olması gerekiyor. Bundan kastımız brütal vokal ve sert tonlar değil, ortaya koyduğumuz keskin enerji. Albümde sadece iki slow şarkı var... Göktuğ: “Dün Gece”nin piyano versiyonunu da koyduk. Şebnem Ferah’ın klavyecisi Ozan Tügen ile canlı kaydettik. Bir de “Bir An Olsun” diye bir akustik var. Geri kalanlar ise hep böyle hissettiğimiz şekilde enerjik şarkılar. Yani şu oranda slow olsun, medium olsun diye hesap yapmadık. Hatta şarkı slow da olsa sonlara doğru yedi sekiz kanal gitar giriyor. Yani yine tutamadık kendimizi. Sonlara doğru ritim bölümü bayağı bayağı coşuyor... Burak: “Kırmızı”yı yaptığımız günü hatırlıyorum. Deniz henüz yoktu. Göktuğ o riff’le girdi. Arbak’da hemen atladı. Tabii 15 yıldır birlikte çalıştığımız için daha hiç konuşmadan, telepatik bir şekilde anlaşabilir haldeyiz... İşte öyle üst üste girdik, olayın nereye bağlanacağını hissederek. “Söz Verdim” ise yine takılırken çıktı. A’nın altına birkaç alternatif bas yazdım. Kayıt asistanımız Mertcan vardı. Beni gaza getirdi, “abi Red Hot... gibi oldu, süper!” diye. Arbak da sözleri yazınca tamam oldu. İsminiz oturduktan sonra bu iddialı tavır dozunu artıracak mı? Burak: Biz nereye gidersek şarkılar da oraya gidecek. Hiçbir şeyimiz sahte değil, neysek onu çaldık. Bir sonraki albümde de ne hissedersek onu yapacağız. Bu progressive de olabilir, alternatif de. Ama satsın diye orasına loop koyalım burasına şunu ekleyelim durumu söz konusu olamaz. Bizden boyband olmaz yani. Sizi ilk defa geçen yıl White Lion ile seyretmiştik... Deniz: Evet, Arbak’ın Mike Tramp’le tanışıklığı olduğu için Türkiye’ye geldiklerinde White Lion ile Eskişehir, İzmir, Ankara falan bir turne yaptık, daha albüm çıkmadan. Tabii yine bu parçaları çaldık. Sound’unuzu oluşturan etkiler neler? Arbak: Benim iPod’umda Klasik Türk Sanat Müziği parçaları da vardır ama AC/DC de dinlerim. Farklı yerlere ait olup onların ortaya çıkardıklarını görmek ve onlar gibi algılamaya çalışmak de hep hoşuma gimiştir. Yani bu Mozart da Dede Efendi’de olabilir. Bizim için duygu önemli. Tabii bu şarkı sözü yazarken de işe yarıyor. Ama albümü etkileyenler için Foo Fighters, Audioslave ve Muse gibi gruplar diyebiliriz.
-F- Ferhat Göçer: Cerrah - Tenor Ferhat Göçer Şanlıurfa'da doğdu. Öğretmen olan anne ve babasının tayiniyle İzmit'e geldi. 1986 yılında İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi'nde tıp eğitimine başladı. Bundan iki yıl sonra 1988'de İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Şan Bölümü ön lisans eğitimini görmeye hak kazandı. Mecburi tıp hizmetinden dolayı müziğe 1 yıl ara vernek zounrda kalan Göçer, 1994 yılında sahne hayatına "merhaba" dedi. Haydarpaşa Numune Hastahanesi'nde Genel Cerrahi asistanı ve İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Şan Bölümü Lisans öğrencisi oldu. Gene aynı sene, konservatuar arkadaşlarıyla kurduğu "Turkuaz" adlı müzik grubuyla müzik hayatındaki ilk büyük adınımı atıyordu. Zamanla gurup içinde ön plana çıkmaya başlamıştı. 1997 yılında başka bir grupla projelerine devam etme kararı aldı. Artan tecrübeleriyle repertuarına eski şarkıları ve yabancı halk şarkılarını da kattı. Yakın zamanda ney ve kanunla zenginleştirdiği orkestrasıyla Klasik Türk Müziği'nın yanı sıra opera aryaları, müzikaller, 60'lı yılların İngilizce parçaları, chansonlar, rembetikolar, İngilizce, Fransızca ve Yunanca parçalarda çalarak, çıktığı sahnelerde bambaşka bir rüzgar estirdi. Klasik batı müziği ile etnik Türk müziğini birleştirerek yorumlayan Ferhat Göçer, Metropol Senfoni Orkestrası ile İstanbul'dan, Diyarbakır'a, Gaziantep'den İzmir ve Ankara'ya uzanan Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle verilen Anadolu Aryaları turnesine Bodrum, Rumeli Hisarı ve Antalya ile devam etti. 2005 yılının kışında Çırağan Q Bar'da sahne alan Ferhat Göçer, yaz sezonunda ise salı geceleri Reina'da sahne aldı. -K-
SAYIN SANATÇI,SPORCU ve OYUNCU KUTSİ:
1-)Kutsi Biyografi Gerçek İsmi Ahmet Kutsi KARADOĞAN. Malatya doğumlu. 16 Mart 1973 Babasının İsmi : Şinasi Annesinin İsmi : Hatice Kız Kardeşi : Müge Ayrancı Lisesi Mezunu. Edebiyat Öğretmeni olduğunu duydum. Öğrecilik zamanlarında bir gitarı olmasını isteyen Kutsi o zamanın ücreti biraz pahalı olduğundan alamıyormuş. Ankara'da birgün arkdaşını beklerken bir magzanın önünden geçkerken magazada güzel bir gitar görüyor ama 400 bin lira olan gitarı alamıyor. magaza önünde bulunan satıcıdan kazı kazan alıyor ve 500 bin lira çıkıyor ve gitarı hemen alıyor. Böylece müzik hayatında büyük bir adım atmış oldu. İlk başlarda ufak yerlerde gitar çalıp şarkı söleyen Kutsi daha sonraları daha büyük yerlde çalmaya başlamış. 1992 yılında kendi bestelerinden oluşan ufak bir albümle İstanbul'a gelen Kutsi yaptığı albümle tutulmuyor tabi o zamanlar tek başına yapmak kolay değil. Kutsi'yi keşvedeb ise Erol KÖSE oluyor. 2000 yılında 12 şarkıdan oluşan 'AŞK PAYINI ALDI' albümüyle çıkış yaptı. Ve böylece ismini duyurdu. Uzun süre albüm yapmayan kutsi 2005 yılında 'SANANE' albümüyle mükemmel bir çıkış yaparak hayranlarıyla kavuştu. Bu albümde önemli olan 16 şarkınında hepsinin Kutsi'ye aittir. Daha sonraları Kral Tv de İlanı Aşk programıyla birkez daha karşımızdaydı ve sonrada Doktorlar dizisi ile bize birkez daha süpriz yatpı. Doktorlar dizisinde başrol oynarken 'Aynı Şehirde Nefes Almak Bile Bana Yetiyor' albümüyle en güzel şekilde bizlerle oldu. Kutsi, İstanbullu hayranlarını eğlendirecek!.. !!! By: m_e_L_e_k Date: 16 January 2008, 14:35:43 YOĞUN DİZİ VE KONSER TEMPOSU NEDENİYLE BİR SÜRE İSTANBUL SAHNELERİNDEN UZAK KALAN KUTSİ’NİN DÖNÜŞÜ MUHTEŞEM OLDU!.. GEÇTİĞİMİZ HAFTA BÜYÜK BİR İLGİYLE KARŞILAŞAN KUTSİ, YARIN VE HER ÇARŞAMBA MIO PRIVATE’DE SEVENLERİYLE BULUŞMAYA DEVAM EDECEK!..
Doktorlar” dizisindeki performansı ve albüm çalışmalarını oldukça başarılı bir şekilde yürüten Kutsi, geçtiğimiz hafta uzun bir aradan sonra hayranlarıyla buluştu. Büyük bir ilgi ve kalabalıkla karşılaşan Kutsi’yi dinlemeye ayrıca birçok ünlü isim katıldı. Bu Akşam ve her çarşamba Levent’teki Mio Private’te sahneye çıkacak olan Kutsi, İstanbullu hayranlarını eğlendirecek!.. 2-)
Levent... Zeki, yakışıklı, çok yetenekli ve doğal olarak çok başarılı bir beyin cerrahı... Yeri geldiğinde, yumuşak, romantik bir prens... Bazen de yaramaz, muzip bir çocuk... Ela'nın büyük aşkı... Hepimizin içini ısıtacak kadar naif bir sevgi bu... Engellere, acılara ve hayal kırıklıklarına rağmen... Levent hani şu başarıyı hak ediyor diyeceğiniz ender insanlardan. Onun da hataları olmayacak mı? Elbette olacak... Ne de olsa o da bir insan ama Ela'yı sevmekten asla vazgeçmeyecek...Bir de hayat kurtarmaktan... KEZMAN:

KEZMAN BİYOGRAFİSİ: Yarasa Adam’ın ilginç hikayesi ! Fenerbahçe’nin yeni transferi Kezman’ın hayat hikayesi bir hayli ilginç. Fenerbahçe'nin Atletico Madrid takımından transfer ettiği yıldız futbolcu Mateja Kezman'ın ilginç bir futbola başlama öyküsü olduğu ortaya çıktı. Fenerbahçe'nin İspanya'nın Atletico Madrid takımından transfer ettiği Mateja Kezman'ın futbola başladığı yıllarda iki ayağını da etkili bir şekilde kullanmak için bir ayağını bilerek kırdığı öğrenildi. Futbola başladığında sağ ayağını çok iyi kullanan, ama sol ayağı çok güçsüz olan Kezman sol ayağını güçlendirmek için sağ ayağını kırdı. Böylelikle yıldız oyuncu, sol ayağına yük bindirerek bu ayağını güçlendirdi. Yıldız oyuncu sağ ayağı iyileştikten sonra ise antrenmanlarda sağ ayağını bir yere bağlayarak, sürekli sol ayağıyla şut çekerek bu ayağını da en iyi şekilde kullanmaya başladı. Kezman'a görüntüsünden ve gol pozisyonlarında bir anda ortaya çıkmasından dolayı 'Yarasa adam' takma adı verildi. Fenerbahçe, Kezman'ı 2000 yılında da transfer etmek amacıyla izlemişti. 2000 yılında Partizan'da oynayan Kezman'ı o dönem Fenerbahçe'yi çalıştıran Mustafa Denizli çok istemiş ve Cevad Prekazi ile geleceğin yıldız adayı Kezman'ı izlemeye gitmişti. O dönemde birçok Avrupa kulübünün dikkatini çeken Kezman, PSV Eindhoven takımına transfer olmuştu. 12 Nisan 1979 doğumlu Kezman, futbola Sartid takımında başladı. Sartid takımında ilk sezonunda 17 maçta 9 gol atan Kezman, bir anda Partizan'ın dikkatini çekti ve bu kulübe transfer oldu. 19 yaşında transfer olduğu Partizan'da 2 sezon forma giyen ve 60 maçta 34 gol atan Kezman, birçok Avrupa Kulübü'nün dikkatini çekmeyi başardı. Partizan'da 2 harika sezon geçiren Kezman'ın bir sonraki durağı ise Hollanda'nın güçlü takımı PSV Eindhoven oldu. PSV Eindhoven takımında da gollerine devam eden Kezman, 4 sene formasını giydiği Hollanda kulübünde 122 maçta 105 gol attı. PSV Eindhoven takımındaki performansıyla Chelsea'ın başına geçen teknik direktör Jose Mourinho'nun da dikkatini çeken Kezman, İngiliz kulübüne transfer oldu. Chelsea takımında ilk 11'de forma bulmakta zorlanan Kezman, 34 kez giydiği Chelsea formasıyla 4 gol attı. Geçtiğimiz sezonun başında İspanya'nın Atletico Madrid takımına transfer olan Kezman, burada ise 30 maçta 8 gol atma başarısı gösterdi. 49 kez Sırbistan Karadağ formasını giyen Kezman'ın milli maçlarda ise 17 golü bulunuyor.
YEKTA NUR  
   
ZİYARETÇİLER  
  Benim en çok sevdiğim sanatçı KUTSİ ve Tan ama en çok sevdiğim gruplar ise, 4x4 ve 4 YÜZgrubu.Hepsi grubunun çok yapmacık olduğunu düşündüğüm için onları sitemde bulundurmicam.
Ve bazı kişiler 4 YÜZ grubunun ve hepsi grubunu kavgalı olduğunu düşünüyorlar.Fakat yanlış biliyorlar.Çünkü; bu kavga kısa bir süre önce bitmiş.Her iki grupta bu cevabı vermişlerdir.
 
Bugün 1 ziyaretçi (1 klik) kişi burdaydı!
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol